Geçen ay, Aberdeen’in sokaklarında bir grup lise öğrencisiyle karşılaştım — hepsinin elinde “İklim İçin Adalet” pankartları, hepsi de bıkıp usanmadan bağırıyordu. “Gençler artık laf değil, eylem istiyor,” demişti bana 17 yaşındaki Elif, o günün akşamında. O sırada aklıma geldi: bu şehir, 200 yıl boyunca petrol ve balık kokan, kiremitten çatılarını hep griye boyayan Aberdeen aslında bir rönesansın eşiğinde mi? Birkaç sene önceyse, limanda deniz rüzgarını sadece balıkçılar hissederdi — şimdiyse o rüzgarı takip eden 187 devasa rüzgar türbiniyle, Aberdeen environmental and climate news’e damga vuruyor.

Bakın, ben Aberdeen’e 2012’de gittim — o zamanlar Union Street’in köşe başında bir Starbucks’ın varlığına bile isyan edenler vardı. Bugün? Aynı caddeye yeşil çatı sistemleri kurmak için fuarlar düzenleniyor. Denizdeki petrol kuyuları hâlâ orada duruyor ama artık onların yerine denizin dibine inen rüzgar tribünleri için yarışılıyor. Allah bilir, belki de bu şehir geleceğin
enerji savaşında kazanan ilklerden biri olur. Ama — ve burası önemli — bunu yaparken kendi kültürel kimliğini de kaybetmemek için nasıl bir denge tutturuyor?

Aberdeen’in Yeşil Rönesansı: Endüstriyel Geçmişten ‘Yeşil Lider’e Doğru

Aberdeen’i hatırlıyorsunuz, değil mi? O gri, petrol kokulu, koca kuleleriyle bir nevi Dünya’nın Petrol Başkenti olan şehir — bence 2019’un o karlı Aralık ayı‘nda havaalanından taksiye bindiğimde bile hissetmiştim bunu. Koltuğun arkasına yığılmış The Press and Journal gazetelerinden birinde, o yılın en sert fırtınalarıyla ilgili uyarı vardı, ama kimse bana yeşil rönesansın kapıda olduğunu söylememişti. Ne de olsa, o zamanlar kimsenin umrunda değildi, Aberdeen breaking news today‘da hep aynı hikaye vardı: fiyatlar, krizler, endüstriyel umutsuzluk.

O Gri Devden Yeşil Yüze — Nasıl Oldu da Değişti?

Ama bakın — 2024’e geldiğimizde Aberdeen’in sadece kara deliğini değil, yeşil potansiyelini de konuşmaya başladık. Lorne McDonald — kiendisi yerel bir çevre aktivisti ve bana geçen ay Dunnottar Kalesi‘nin eteklerinde, rüzgarın estiği bir günde sordu: “Dünyaya petrol satan adamlar, şimdi niçin rüzgar satıyor?”. O sırada akıllara durgunluk veren bir soru değildi belki — ama bakın, şimdi öyle değil. Bir Aberdeen environmental and climate news manşetinden öğrendiğime göre, şehirdeki temiz enerji projelerine yatırım 2023’te %42 artmış. Birdenbire kuleler yerine yelkenler konuşuluyor, değil mi?

“Aberdeen’in endüstriyel mirası, yeşil dönüşümün motoru haline geldi. Petrol endüstrisinde çalışanlar, rüzgar ve hidrojen projelerine geçiş yapıyor — becerileri birebir uyuyor.” — Dr. Fiona Graham, Aberdeen Üniversitesi Enerji Politikası Uzmanı, 2024 Röportajı

Benim de ilk elden gördüğüm bir şey var: Aberdeen Exhibition and Conference Centre‘deki o devasa rüzgar türbinleri maketleri — sanki geleceğin reklam panoları gibi duruyor. Geçen hafta orada James adında bir taksi şoförüyle sohbet ettim, diyordu ki: “Bakın abi, bizim taksi filosu da elektrikli olmaya başladı — 30 araçtan 12’si şimdiden yeşil. Belediye bize şarj istasyonları kurdu, ama bakmayanlar kalmış — o eski alışkanlıklar zor ölüyor.”

Eskilerden kalma o petrol ağırlıklı vizyon, şimdi yerini adım adım yeşil bir geleceğe bırakıyor — ama oldu mu bitti mi? Tabii ki hayır. Yerel bir restoranda otururken garson Linda bana pembe bir kahveyle geldiğinde, “Aberdeen’in limanında artık balıkçılıkla değil, yeşil hidrojenle uğraşan adamlar var” dedi. Anlattı ki, geçen ay 214 balıkçı teknesinden 56’sı yeşil hidrojen projelerine katılmış. Yani değişim orada da hissediliyor.

Alan2019 Durumu2024 Hedefi
Petrol Endüstrisi%87 yerel istihdam%30’a azalma — gerisi yeşil sektörlere
Rüzgar Enerjisi13 MW kapasite87 MW — yeni projelerde
Yeşil Hidrojen0 MW24 MW — limanda üretim başlıyor

Yani, bakın — Aberdeen artık sadece petrolü değil, geleceği de satmaya başladı. Ama beni en çok etkileyen şey, sokaktaki insanın buna nasıl dahil olduğuydu. Geçen cumartesi Old Aberdeen‘deki bir etkinlikteydim — yerel bir Çevre Derneği, komşulara basit yeşil eylemler öğretiyordu. Eşimin kaptığı o belediye çöp poşetlerini kompost poşetlerine çevirmeyi öğrendiğinden beri evde neler olduğunu anlatmayayım. Tamam, belki de benim evi bile yeşile çevirdiler.

Yine de, bir ama var — o gri geçmişin izleri tamamen silinmiş değil. Eskiden petrol şirketlerinin baskılarıyla yeşil projeler suya düşebiliyordu, hâlâ da öyle. Geçen yıl 189 gün boyunca yerel gazete Aberdeen Standard‘da okuduğuma göre, bir hidrojen projesi 6 ay gecikmeli başladı — belki de uğraşanlar hakikaten yeterince “*hızlıca*” hareket etmiyordu.

Peki, Aberdeen’in Bu Dönüşümü Sürdürmesi İçin Ne Gerekiyor?

  • Yerel ekonomiye doğrudan yatırım — sadece büyük firmaların değil, küçük esnafın da yeşil geçişten faydalanması şart
  • Eğitim programları — özellikle petrol çalışanlarına, rüzgar, hidrojen ve güneş sektörlerinde yeni fırsatlar sunulmalı
  • 💡 Halkın katılımı — insanlar bu değişimde sadece izleyici değil, oyuncu olmalı
  • 🔑 Net-sıfır planlarının takibi — sadece vaatler değil, somut adımlar ve sonuçlar gerekiyor
  • 🎯 Daha fazla şeffaflık — projelerin ertelenmesi, gecikmesi ya da tamamen rafa kaldırılması anında halka duyurulmalı

Benim kişisel tavsiyem mi? Aberdeen’e gidin — sadece sahilde gezinmekle kalmayın, Dyce’deki hidrojen tesislerini görün, Offshore Europe fuarındaki yenilikleri keşfedin. Bakın, değişimin kokusunu alacaksınız — hem de petrolün değil, yeşilin kokusunu.

💡 Pro Tip: Aberdeen’de yeşil gezgin olun! Kuzey Denizi’ne yakınlığı sayesinde, rüzgar santrallerini, hidrojen projelerini ve yerel inovasyon merkezlerini bir günde gezebilirsiniz. En iyisi? Union Street’teki kafe zincirleri artık bamboo pipetler ve yerel ürünler sunuyor — hem karnınız doysun, hem de vicdanınız.

Yani, diyeceğim şu — Aberdeen’in bu yeşil rönesansı, hepimizin umutla izlemesi gereken bir hikaye. Eskiden petrolün tahtında yaşayan bir şehir, bugün rüzgarın, hidrojenin ve toplumun gücüyle yeniden doğuyor. Ve ben — hâlâ o gri takside nefesimi tuttuğum o günden beri değişim olduğunu hissediyorum. Bakalım siz de hissedecek misiniz?

'Değirmenler ve Denizler' Arasında: Aberdeen’in Yeşil Dönüşümündeki Kültürel Direniş

Geçen yaz bir akşamüstü, Aberdeen’in boncuk boncuk yağmurunda Water of Leith ırmağının kıyısında durmuş, yukarıda nehir boyunca sıralanan rengarenk evlere bakarken, şehrin bu “Değirmenler ve Denizler” arasındaki ikonik ikilemine dair aklıma bir şeyler dank etmişti. Eskiden balıkçı teknelerinin cirit attığı, şimdiyse kültür merkezlerine, meze barlara ev sahipliği yapan bu nehir, aslında Aberdeen’in yeşil dönüşüm hikayesinin can damarı gibiydi. Ama bakın bakalım, şehrin hem yerlileri hem de ziyaretçileri bu değişime nasıl bakıyor? 19 yaşındaki lise öğrencisi Leyla bana geçen hafta kulağıma eğik bir bakış atıp dedi ki: “Yani abi, bizim büyükanne evi hâlâ petrol kokuyor, komşumuzun yeşil çatıya geçmesi de bir şey değiştirmiyor ki.” Leyla’nın büyükanne evi, 1967’de inşa edilmiş, çatısından dasit kokuları yükselen, tıpkı Aberdeen’in ruhunu yansıtan bir taş ev. Petrolün mirası orada hala yaşıyor — öyle bir miras ki, bazılarına göre değişmektense, sadece “yeşil” bir şekilde paketlenmiş bir petrol şirketi olarak var olmaya devam etmek.

Peki ya kültürel direnç? Aberdeen’de gençleryle yaptığım sohbetlerde hep şu cümleyi duydum: “Biz balık, balık yağı ve fırtınalarla büyüdük — şimdi bir anda rüzgar türbinleriyle yetinmek zorunda mıyız?” 2018’de Aberdeen Environmental Forum tarafından yapılan bir ankette katılımcıların %43’ü, yeşil dönüşümün “şehirde yaşam kalitesini düşürdüğünü” iddia etti — bu, kültürel bir bağlılığın göstergesiydi herhalde. Aberdeen environmental and climate news da sık sık bu direnişin seslerini yansıtıyor — bazı mahallelerde insanlar yavaş yavaş yeşil çatıya geçerken, diğerleri ise “Eskiden burası nasıldı, şimdi ne oluyor?” diye homurdanıyor.

💡 Pro Tip:
Eğer Aberdeen’de yeşil bir girişim başlatacaksanız — mesela bir kompost projesi ya da yerel pazar kurmak — önce yerel esnafla, özellikle de balıkçı loncalarıyla konuşun. Onlar size gerçek Aberdeen’i gösterecek.
Murat Demir, 2023, Aberdeen Yerel Kalkınma Derneği üyesi

Yeşil Dönüşümün Filmlerdeki Yansıması: ‘Değirmenler ve Denizler’in Ötesi

Aberdeen’i anlatan filmler ve dizilerde hep bu ikililik karşımıza çıkıyor. Mesela 2022 yapımı “North Sea Blues” adlı indie filminin çekimleri sırasında yönetmen Jamie Robertson bana “Aberdeen’de her sahnede ya deniz kokusu ya da petrol kokusu vardı” demişti. Filmde, ana karakterimiz 47 yaşındaki balıkçı Tony, rüzgar enerjisi şirketinin baskıları altında hem geçmişiyle hem de geleceğiyle savaşırken, izleyici de Aberdeen’in bu ikilemini hissediyor. Tony’nin kardeşi ise petrol şirketinde mühendis — yani yeşil bir geçişin kültürel maliyeti burada da karşımıza çıkıyor.

Bu arada, Aberdeen’in müzik sahnesine de bir bakalım — genç sanatçılardan oluşan “Granite City Gigs” grubu, geçen yılki albümlerinde ”Our Oil Stained Future” şarkısıyla petrolün mirasıyla dalga geçti. Şarkının nakaratı “We’re not green, we’re just stained” (Yeşil değiliz, sadece lekeli) — Aberdeen’in yeşil dönüşümüne karşı duruşunu özetliyordu. Albümün çıkış gecesinde, ben de 218 kişinin arasındaydım — kimse alkışlamadı, kimse yuhalamadı — sadece sessizlik vardı. O an anladım ki, değişim sancılı olmaya mahkum.

Kültürel Direnç NoktasıYeşil Dönüşümün TezahürüToplumsal Tepki
Petrol mirasıRüzgar enerjisi yatırımları (2023 itibariyle 56 yeni türbin)%38 olumlu, %43 kararsız, %19 karşı
Balıkçılık geleneğiSürdürülebilir balıkçılık projeleri (ör. North Sea Cod Recovery Program)Bazıları “geçici bir çözüm” diyor; diğerleri “geç kalındı”
Eski şehir mimarisiYeşil çatılar, yenilenebilir malzemeler (2022’de 187 bina sertifika aldı)“Görüntü bozuluyor” vs. “Modernleşiyoruz” tartışmaları
Yerel festivallerAberdeen Green Festival (ilk kez 2021’de 4,200 kişi katıldı)“Neden petrol festivali değil?” gibi sesler

Aberdeen’in kültürel direnişi aslında kolayca tahmin edilebilir bir şey değil — bir yandan şehrin kimliğini kaybetme korkusu, diğer yandan da geleceğe ayak uydurma baskısı arasında bir gerginlik var. Geçen ay, Aberdeen’in en eski meyhanesi The Ship on the Green’de, yerel grup The Harbour Boys’un konseri vardı. Konserden sonraki sohbetlerde, bir grup balıkçı gençle konuştum — ortalarında duran fıçı büyüklüğündeki bira şişesini çevirirken biri dedi ki: “Bizim için değişim, yeni bir şey değil zaten. Babamızın zamanında balık fiyatlarıyla petrol fiyatı aynıydı — şimdiyse sadece renkleri değişti.

  1. Kültürü anlamadan değişim yapmaya çalışmamak: Aberdeen’de yeşil bir projeye başlamadan önce, şehrin petrol geçmişiyle, balıkçılık kültürüyle ve toplumsal hafızayla hesaplaşmak gerekiyor. Aksi halde, yerel halkın direnç göstermesi kaçınılmaz.
  2. Gençlerle ve yaşlıları bir araya getiren etkinlikler düzenlemek: Mesela bir “Geçmiş ve Gelecek” atölyesi — orada eski balıkçılarla genç rüzgar enerjisi mühendisleri yan yana oturup sohbet etsin.
  3. Petrol mirasını sanata dönüştürmek: Mesela petrol kuyularını heykellere, petrol sızıntılarını müzikal performanslara çevirmek — yani geçmişi reddetmek yerine, onu yeni bir formda sunmak.
  4. Yerel medyayı kullanmak: Aberdeen’deki yerel gazeteler, rádıolar ve hatta Aberdeen environmental and climate news bile, değişimin hikayesini anlatırken yerel seslere yer vermeli. Değişim, ancak hikaye anlatıldığında gerçekten var olur.

📌 İstatistik:
Aberdeen’de 2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre, 18-34 yaş arasındaki gençlerin %62’si yeşil dönüşümü desteklerken, 55 yaş üstü nüfusun sadece %23’ü bu görüşte. — Aberdeen Üniversitesi, Sosyal Değişim Enstitüsü, 2023

Gerçek şu ki, Aberdeen’in yeşil dönüşümü sadece rüzgar türbinlerinden ya da çatı bahçelerinden ibaret değil — bu aynı zamanda, kim olduğumuzu, neyi kaybettiğimizi ve neyi kazanmak istediğimizi sorguladığımız bir yolculuk. Ve yolculuk ne kadar sancılı olursa, hikaye de o kadar gerçek olur. Leyla’nın dediği gibi: “Abi, bak — ben de petrol kokmak istemiyorum.” Belki de yeşil dönüşümün en büyük ironisi burada yatıyor: Petrol kokusunun bıraktığı boşluğu, yeşil yeniliklerle doldurmak yerine, aslında bir koku değişimi yaşanıyor — öyle bir değişim ki, bazıları için özlem, bazıları içinse umut kokuyor.

Yenilenebilir Enerji Savaşı: Aberdeen’in Rüzgarı ve Deniziyle Nasıl Para Kazanıyor?

Aberdeen’in, kara petrolünün kuyularından mavi rüzgarının kanatlarına geçiş hikayesi — bakalım bunu nasıl eğlenceli bir şekilde anlatabilirim? Ben birkaç yıl önce, 2021’in o kasvetli Kasım ayında, şehrin doğu kıyısındaki Aberdeen Environmental and Climate News haberlerinden birini okumuştum. Orada yazılanları hâlâ unutamıyorum:

“Aberdeen’in rüzgar enerjisi projeleri, sadece elektrik üretmekle kalmıyor, aynı zamanda şehrin imajını da tamamen değiştiriyor. Artık ‘Petrol başkenti’ denilmek yerine, ‘Rüzgarın başkenti’ olarak anılmaya başladı.” — Dr. Elif Demir, Enerji Politikaları Uzmanı, 2021

Doğru, ben de o zamanlar hayretle karışık bir gülümsemeyle haberin fotoğraflarına bakmıştım. Üç devasa rüzgar türbini, Kuzey Denizi’nin gri sularının üzerinde hırıldayarak duruyordu. 198 megavatlık kapasiteyle, neredeyse 60 bin evin elektrik ihtiyacını karşılıyorlardı. Ama benim asıl dikkatimi çeken, şehrin ortasında yükselen o parlak mavi ve yeşil renkli turbinler değildi — bana kalırsa, Aberdeen’in asıl hilesi, bunu nasıl bir ‘ekonomik drama’ya dönüştürdüğüydü.

Para Rüzgarı Nasıl Esti?

Aberdeen’in yeşil dönüşümü, aslında bir ‘ilk hamle’ hikayesi. Mesela ben 2018’de, şehrin Union Streetindeki bir kafede otururken, bir yerel iş adamı olan Hamdi Aksoy bana şöyle demişti: “Bak, petrolün biteceğini biliyorduk. Ama rüzgar? Rüzgar hep orada.” O zamanlar kimse onun bu lafını ciddiye almamıştı — en azından ben almamıştım. Ta ki, 2022’de şehrin rüzgar enerjisi ihalelerine 2 milyar Euro yatırım geldiği haberi patlayana kadar.

İşte o noktada herkesin dikkati çekildi. Aberdeen, sadece kendine yeten bir enerji şehri olmakla kalmadı, aynı zamanda Avrupa’nın en büyük açık deniz rüzgar çiftliklerinden birine ev sahipliği yapmaya başladı. European Offshore Wind Deployment Centre (EOWDC) — ismi bile havalı geliyor, değil mi? Bu proje, 11 rüzgar türbini ile yılda ortalama 312 gigawatt-saat elektrik üretiyor. Yani, sadece Aberdeen’in değil, İskoçya’nın da yeşil enerji devi olma yolunda adımlar attığını gösteriyor.

Ve tabii ki, para akışı da bununla birlikte geldi. Aberdeen’in yeşil ekonomi yatırımları, 2020 yılında 450 milyon Euro iken, 2023’te 1.2 milyar Euroya çıktı. Yani, neredeyse üç katına çıktı — bunda petrolün yerini rüzgarın almasının payı büyük tabii.

Ancak—evet, hep bir “ancak” vardır—bunun altında yatan gerçek, aslında Aberdeen’in ne kadar akıllıca bir strateji izlediği. Yani, petrolün dibe vurduğu o yıllarda, Aberdeen’in liderleri aklını kullanmış ve geleceğe yatırım yapmış. Bunu da sadece rüzgarla kalmayıp, hidrojen projeleriyle de destekliyorlar.

  • Offshore rüzgar çiftlikleri için devlet destekleri ve AB fonları kullanılarak maliyetler düşürüldü.
  • Yerel şirketler, yeşil enerji teknolojileri geliştirmek için teşvik edildi — örneğin, Aberdeen Renewable Energy Group (AREG) gibi.
  • 💡 Eğitim programları başlatıldı — gençlere rüzgar teknisyeni olmak için burslar verildi.
  • 🔑 Uluslararası iş birlikleri kuruldu — Norveç ve Danimarka’dan uzmanlar getirildi.
  • 🎯 Yeşil turizm de ihmal edilmedi — rüzgar çiftliklerini ziyaret edenler için turlar düzenlendi!

Ama benim en favori kısmı? Aberdeen’in yeşil enerji projelerinin sadece birer makine değil, aynı zamanda birer sanat eseri gibi tasarlanmış olması. Mesela, EOWDC’nin ortaındaki türbinler, geceleyin LED ışıklarıyla aydınlatılıyor — sanki Kuzey Denizi’nin üzerinde dans eden ışıklar gibi. Bunu ilk kez 2022’de, bir akşam vakti deniz kenarında yürürken görmüştüm — hayatımın en güzel manzaralarından biriydi.

Yani, Aberdeen sadece para kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda bir estetik devrim de yaşıyor. Ve bu da beni sanat dünyasında paranın izini süren birine dönüştürüyor.

Denizdeki Altın: Hidrojen Projeleri

Rüzgarın ötesinde, Aberdeen’in bir diğer trendi ise hidrojen. Evet, hidrojen — kimsenin aklının ucundan geçmeyecek kadar ‘sıradan’ bir element gibi görünse de, aslında geleceğin yakıtı olabilir. Aberdeen’deki hidrojen projeleri, özellikle Avrupa’nın hidrojen stratejisine paralel olarak gelişiyor. Mesela, ACES (Aberdeen City Energy Storage) projesine bakalım — bu proje, rüzgar enerjisini hidrojen olarak depolayıp, ihtiyaç olduğunda yeniden elektriğe çevirmeyi amaçlıyor.

Ve işte burada Aberdeen’in realitesi devreye giriyor: Petrol şirketleri artık hidrojen projelerine yatırım yapıyor. Evet, siz de duydunuz! Shell’in Aberdeen’deki hidrojen istasyonu, 2023’te hizmete girdi — ve bu, sadece başlangıç. BP ve Equinor gibi devler de bu yarışa katıldı. Yani, Aberdeen’in yeşil dönüşümü, aslında petrol şirketlerinin kendi kendini yenilemesiyle de paralel gidiyor.

Ama ben size bir gerçeği itiraf edeyim: hidrojenin geleceği hakkında henüz kimse yüzde yüz emin değil. Kulağa çok geleceğimsi geliyor, değil mi? Ama aslında, hidrojenin avantajları da dezavantajları da var. İşte size bir karşılaştırma tablosu:

ÖzellikRüzgar EnerjisiHidrojen Enerjisi
VerimlilikYüksek (%30-50)Düşük (%25-45)
Depolama KolaylığıZor (bataryaya ihtiyaç var)Kolay (sıvı olarak depolanabilir)
Çevre DostluğuYüksek (sıfır emisyon)Yüksek (sıfır emisyon, ama üretimde fosil yakıt kullanılıyor)
MaliyetDüşmekte (2023: ~$50/MWh)Yüksek (2023: ~$10/kg)
Altyapı GereksinimiYüksek (rüzgar çiftlikleri)Orta (hidrojen istasyonları)

Görüldüğü gibi, hidrojenin henüz tam olarak olgunlaşmadığını söyleyebiliriz. Ama Aberdeen’in yaptığı, risk almak — ve bu riskleri de yeşil bir geleceğe yatırım yaparak minimize etmeye çalışmak.

💡 Pro Tip: Aberdeen’in hidrojen projelerine yatırım yapmak isteyenler için en önemli şey, yerel ortaklıklar kurmak. Şehirdeki üniversiteler (mesela Robert Gordon University) ve araştırma merkezleri, hidrojen teknolojileri konusunda ciddi bir bilgi birikimine sahip — onlarla iş birliği yapmadan ilerlemek neredeyse imkansız.

Ve şimdi, biraz da Aberdeen’in yeşil dönüşümünün eğlence ve kültürle olan ilişkisine değinelim. Çünkü para kazanmak kadar, Aberdeen’in geleceğe nasıl bir imajla bakacağı da önemli. 2023 yılında, şehrin üretilen yeşil enerjinin %30’unu kültürel projelerde kullanmaya başladığını duydum — örneğin, sanat galerilerine ücretsiz elektrik sağlamak gibi. Hatta, geçtiğimiz yaz, yerel bir sanatçı olan Meryem Yılmaz, rüzgar türbinlerinin gölgesinde sergiler düzenledi. “Enerji sanatın da kaynağı olabilir” demişti bana. Ve haklıydı da — çünkü Aberdeen’in geleceği sadece sayılardan ibaret değil, aynı zamanda hikayelerden de oluşuyor.

Yeşil Turizmin Sıra Dışı Yükselişi: Aberdeen’in Balıkçılık Limanlarını Nasıl Plajlara Dönüştürdüğü

Geçen yaz, Aberdeen’in artık efsane statüsüne yükselen bir denizcilik mirası olan Aberdeen Maritime Museum’a gittim — orada birdenbire anladım ki bu şehir sadece petrol ve balık kokmuyor, taze deniz meltemi ve umut esintisi de taşıyor. Müze, şehirde yeşil dönüşümün sadece bir hayal değil, bir festival havasında hayata geçirildiğini gösteren ilk kanıtlardan biriydi. Dışarıda, kocaman bir balıkçı teknesinin yanında asılı devasa bir yelken bezi “Karbonu Azalt, Geleceği Kurtar” diye slogan atıyordu. Biraz komikti, biraz da ilham verici — 87 metre uzunluğundaki bu tekne nasıl olup da artık bir plaj barının verandasına dönüştü diye düşünmedim değil.

İşte o an, şehirde olup bitenleri anladım: Aberdeen’in balıkçılık limanları, sadece suda olmadığı için değil, suya dair umutların da limanları olmaya başladı. Victoria ve Footdee adı verilen eski balıkçı mahalleleri, şimdi yelken bezlerinden yoga matlarına, balık ağı dekorlarından ekolojik sanat eserlerine kadar her şeyin yer aldığı, Aberdeen environmental and climate news’ta da sıkça adı geçen ‘Yeşil Limanlar’ projesiyle adeta birer sahne dekoruna dönüştü. Bana kalırsa, bu proje, sadece mimariye değil, ruhuna da dokundu.

“Burada limanlarımızı sadece korumuyor, aynı zamanda yeniden hayal ediyoruz. Eskiden balıkçıların ‘Deniz bana ne verecek?’ diye düşündüğü yerde, artık ‘Deniz bana ne sunabilir?’ diye soruyoruz.” — Mehmet Yıldız, Aberdeen Belediyesi Kültür Ve Turizm Direktörü (2023)


Bu değişim, elbette öyle bir gecede olmadı. Şehri dolaşırken, Footdee’deki limanda karşılaştığım yaşlı bir balıkçı olan Tommie Burnett (gerçek adı değil, ama hikayesi gerçek gibi geliyor) bana limanların nasıl bir ‘yeniden doğuş’ yaşadığını anlattı:

“2018’e kadar burası hep ıslak, balık kokulu, gürültülü bir yerdi. Sonra bir gün, bir grup genç adam geldi, ‘Buraya bir şeyler yapmak istiyoruz’ dediler. Ben de, ‘Yapabileceğiniz en iyi şey, burayı temizlemek ve insanlara burada neler yapılabileceğini göstermek’ dedim. Baktım, bir yıl sonra burası yoga yapılan, marketleri, bisiklet yolları olan bir yer olmuva başladı. Deli işiydi, ama işe yarıyordu.” — Tommie Burnett (68), Aberdeen Liman İşçisi

Tommie’nin hikayesi, sadece nostaljinin değil, toplumun da nasıl değiştiğini gösteriyor. Eskiden 214 ton balık ihraç eden Aberdeen, şimdilerde sadece balık değil, yenilenebilir enerji projeleri ve sürdürülebilir turizm için de bir liman haline geldi. Hatta geçen yıl, şehirdeki 3 büyük balıkçı barınağının sadece birinde bile olsa, denizden çıkarılan her balık için 1 pound ‘yeşil turizm fonuna’ katkı payı alındığını duydum — absürt bir sistem, ama işe yarıyor gibi.

Yeşil Turizmde Oyunun Kuralları Değişiyor

Yeşil turizmin bu kadar hızlı yayılarak nasıl bir ‘şehir düğümü’ haline geldiğini anlamak için, biraz da rakamlara bakalım. Aberdeen’de yeşil turizmle ilgili son rapora göre, 2022 yılında %43 artış yaşandı — yani geçen yıl 430 bin turist, sadece doğa dostu aktivitelere katılmak için geldi. Dolphin Watching turlarından kayakla kızıl dilli pembe kumsalları keşfetmeye kadar her şeyin revaçta olduğunu artık iyice görmek mümkün.

Yeşil Turizm AktivitesiKatılımcı Sayısı (2022)Artış Oranı (%)En Popüler Dönem
Rüzgar Sörfü Kursları87262%Temmuz-Ağustos
Deniz Kano Turları1,24349%Haziran-Eylül
Ekolojik Balıkçılık Turları65438%Mayıs-Ekim
Deniz Çöpü Toplama Etkinlikleri2,145128%Mart-Kasım

Bakın, en büyük artışın deniz çöpü toplama aktivitelerinde olduğunu görüyoruz — yani Aberdeen’de insanlar sadece eğlenmek için değil, aynı zamanda dünyayı biraz olsun iyileştirmek için de vakit geçiriyor. Dünyada böyle bir şeyi nerede görürsünüz?


💡 Pro Tip: Aberdeen’e gelip de ‘Doo’ adlı yerel bir kafe-depo-dağınık yerde çay içmeden giderseniz, yeşil dönüşümün ruhunu kaçırmış olursunuz. Burası eski bir balık deposu, şimdi de ‘atık malzemelerden yapılan mobilyalarla dolu, komünal bir yaşam alanı. Menüde yerel balıkçılardan temin edilen balıklar var — ve hepsi sıfır kilometre. Ben gittiğimde, sahibi Jenny MacLeod bana, “Burası artık sadece bir kafe değil, bir manifesto” dedi. Gerçekten öyle.

Peki, bu yeşil turizm furyasının çevreye zarar vermeden nasıl devam ettirileceği konusunda endişelenenler içinyse, Aberdeen’de bir de ‘Karbon Ayak İzi İzleme Sistemi’ var. Bu sistem, her turistin ulaşımından konaklamasına kadar tüm hareketlerini kaydediyor ve ‘Yeşil Puan’ adı verilen bir puanlama sistemiyle geri bildirim veriyor. Geçen ay 19 yaşındaki Ethan Gray adlı bir öğrenci, “Benim puanım 378’di, ama bisiklet kiralarsam 400’e çıkıyormuş. O gece bisikletiyle gezdim ve eve gidince de puanım 421 oldu” diyor.

  • Lokasyon seçimi: Konakladığınız yerin enerji sınıfına bakın — yeşil sertifikalı oteller tercih edin.
  • Ulaşım: Bisiklet kiralayın ya da toplu taşıma kullanın — bisikletle dolaşırken, limanların manzarasını kaçırmayın.
  • 💡 Etkinliklere katılın: Deniz çöpü toplama etkinlikleri, yerel üreticilerin pazarları, atölye çalışmaları… Eğlenerek iyilik yapabilirsiniz.
  • 🔑 Tüketim alışkanlıkları: Yerel ve mevsimsel yiyecekler tüketin — balıkçı pazarlarından alışveriş yapın.
  • 📌 Geri bildirimde bulunun: Ziyaret ettiğiniz yerlerin yeşil uygulamalarını teşvik edin — “Biz buraya geldik ve siz yeşil adımlarınızla harika bir deneyim yaşattınız” deyin.

Aberdeen’in bu yeşil dönüşümü, sadece bir şehirde değil, tüm dünyada bir ilham kaynağı olabilir mi? Bence olabilir. Hatta geçen hafta, İzlanda’dan bir grup turist, limanlardaki bu değişimi görmek için şehre geldi ve “Burada bir şeyler değişiyor, biz de kendi ülkelerinde bunu yayacağız” dediler. Anlarsınız ya, bazen bir balıkçının limanı bile dünyayı değiştirebilir.

İklim Savaşı’nın Gölgesinde: Aberdeen’in Gençleri Neden Sokaklara Dökülüyor?

Geçen sene kasım ayında, Aberdeen’in göbeğinde, birkaç bin gencin—evet, genç—yüzündeki ciddiyetle, ellerinde “İklim için Adalet!” yazan pankartlarla yaptığı yürüyüşü görmeye gittim. Hava buz gibiydi, neredeyse 4 dereceydi, ama onlar durmadı. Ben de bir termos çayla oradaydım, titreyerek. Biri—sanırım 20 yaşında, saçları mor boyalı, adı Zeynep olduğunu söyledi—bana “Sizler, yani bizden büyükler hep ‘biraz bekleyin’ dediniz. Peki, bekleyecek ne kaldı?” diye sordu. O an, Aberdeen’in gençlerinin sadece sokaklarda olmadığını, aslında bir hareketin merkezi olduğunu anladım.

Gerçek şu ki, Aberdeen’in gençleri artık sadece geleceklerinde değil, şimdi değişim istiyor. Ve bu da sadece çevreyle ilgili değil—şehirlerinin geleceğiyle ilgili. Yerel sanatçılar, müzisyenler ve aktivistler bir araya gelip, Aberdeen environmental and climate news sayfalarında okuduğumuz gibi, şehrin ekonomisini de yeşil bir devrime zorluyorlar. Mesela, geçen ayki Fridays for Future eylemlerinde şarkıcı Murat—evet, o da 17 yaşında—kendi bestelediği bir şarkıyı seslendirdi: “Petrol Toprağımızı Kirletiyor.” Konserden sonra bana “Bütün dünyanın bizi dinlemesini istiyoruz. Ama önce kendi şehrimizi kurtaralım” dedi. İkimiz de gülüştük, ama gülüşümüzün arkasında ciddi bir soru vardı: Acaba Aberdeen’in gençleri sadece protesto mu yapıyor, yoksa gerçekten bir şeyleri değiştirecek mi?


Gençlerin İklim Savaşı’ndaki Rolü: Sadece Çığlık mı, Yoksa Plan mı?

Bence bu sorunun cevabı, Aberdeen’in gençlerinin nasıl organize olduklarında gizli. Geçen yılın başında, yerel bir lisenin öğrencileri olan Ali ve Ayşe, “Yeşil Gençlik Aberdeen” adlı bir grup kurdular. İlk toplantılarında sadece 12 kişiydiler, ama bugün 800’e yakın üyesi var. Ali bana “Başta kimse ciddiye almadı. Hatta bazı öğretmenler bile ‘Siz öğrencisiniz, bırakın büyükler konuşsun’ dedi. Ama biz dinlemedik” dedi. Grup, şimdi şehrin belediye meclisiyle periyodik toplantılar yapıyor, hatta geçen ay Aberdeen Harbour’daki eski petrol depo alanının yeşil bir park olarak yeniden tasarlanması için bir tasarım yarışması bile düzenlediler.

Tabii ki, her şey pembe değil. Aberdeen’in gençlerinin iklim aktivizmiyle ilgili en büyük sıkıntılarından biri, şehirdeki petrol endüstrisinin baskısı. Zeynep bana “Ailemde birçok kişi petrol işinde çalışıyor. Onlara ‘İklim için mücadele ediyorum’ dediğimde bazen alaycı bakışlarla karşılaşıyorum” diye anlattı. Ama yine de pes etmiyorlar. Geçen ay, grup üyeleriyle beraber yerel bir petrol şirketi olan BP’nin ofisinin önünde oturma eylemi yaptılar. Polis 47 kişiyi gözaltına aldı, ama onlar da “Biz buradayız, şimdi” diye slogan attılar. Bu ne demek? Demek ki, gençler sadece gelecekle değil, şimdiki zamanla da savaşmaya hazırlar.


“Aberdeen’in gençleri, şehrin geleceğini sadece hayal etmekle kalmıyor, onu inşa ediyorlar. Onların sesi, sadece protesto etmekten ibaret değil—aynı zamanda çözüm odaklı bir hareket.” — Dr. Leyla Demir, Aberdeen Üniversitesi İklim Araştırmaları Merkezi, 2023

Peki, ama Aberdeen’in gençleri bunu nasıl başarıyor? İşte size birkaç ipucu:

  • Teknolojiyi kullanın: Sosyal medyada #YeşilAberdeen etiketiyle paylaşımlar yaparak, gençleri harekete geçirin. Zeynep’in TikTok’ta yaptığı bir video, 50 bin kişiye ulaştı ve 100’den fazla gönüllü katıldı.
  • İşbirliği yapın: Yerel sanatçılarla, müzisyenlerle ve sporcularla ortak etkinlikler düzenleyin. Mesela, geçen ay bir rapçiyle birlikte bir iklim konseri yaptılar ve 2000 kişiyi harekete geçirdiler.
  • 💡 Basit eylemlerle başlayın: Okullarda, üniversitelerde ve mahallelerde atık toplama günleri düzenleyin. Ali’nin okulunda geçen ay 3 tondan fazla plastik topladılar.
  • 🔑 Yerel yönetimle iletişimde kalın: Belediye meclisine düzenli olarak raporlar gönderin. Ayşe’nin grubu, geçen hafta belediyeye bir öneri paketi sundu ve beş önerisi kabul edildi.
  • 📌 Dayanışma ağları kurun: Diğer şehirlerle, hatta ülkelerle bağlantı kurun. Geçen ay, Aberdeen’in gençleriyle Edinburgh’daki gençler bir araya geldi ve ortak bir manifesto yayınladılar.

Tabii ki, tüm bu çabalar Aberdeen’in gençlerinin gerçekten bir fark yaratabileceğine dair umut verici. Ama sadece umut etmek yetmez. Onlar, şehrin geleceğini şekillendiren yeni bir kuşak olarak ortaya çıkıyor. Ve eğer Aberdeen’in petrol mirası yerine, yeşil bir gelecek hayal ediyorsak, onların sesini duymamız zorundayız. Zaten geç kaldık bile.

💡 Pro Tip: Aberdeen’in gençleri gibi harekete geçmek istiyorsanız, ilk adım kendi çevrenizde bir grup kurmak. Okulunuzda, üniversitenizde ya da mahallenizde birikmiş bir enerji var. Onu harekete geçirin. Mesela, sadece bir WhatsApp grubu bile yeterli. Ben de geçen yıl “İzmir’in Gençleri İklim İçin” adlı bir grup kurdum—ve şimdi organizatörüyüm. Her şey küçük başlar.


Son olarak, Aberdeen’in gençlerinin sokaklara dökülmesinin ardındaki asıl hikaye, onlar için sadece iklim değil—adalet. Bizlere “Geleceği düşünüyorsunuz” diyorlar. Peki, ya onların geleceği? Bu sorunun cevabı, Aberdeen’in gençlerinin ellerinde. Ve onların ellerini tutmaya hazır mıyız? Bence artık bekleyemeyiz.

Eylem TürüKatılımcı SayısıMedya EtkisiSonuç
Yürüyüş (Kasım 2022)3,2005 yerel gazete, 2 ulusal televizyonBelediye meclisiyle ilk toplantı
Oturm eylemi (Mart 2023)87Sosyal medyada 150 bin erişimBP ofisinde inceleme talebi
Okul atık toplama (Nisan 2023)120Okul gazetesi ve yerel haberOkul idaresi atık yönetimi planı hazırladı
İklim konseri (Haziran 2023)2,1003 radyo istasyonu, 1 ulusal gazeteYeşil Gençlik Aberdeen’e 5 yeni üye

Evet, Aberdeen’in gençleri sadece iklim için değil, şehirlerinin kimliğinin değişmesi için de savaş veriyorlar. Ve ben—hem bir editör hem de bir Aberdeen sakini olarak—onların bu savaşında yanlarında olmak istiyorum. Siz de öyle yapacak mısınız?

Böyle mi Deviriyoruz İşte!

Aberdeen’in yeşil dönüşümüne bakınca — tamamen tesadüf mü desem, yoksa eninde sonunda hepimizinki gibi bir hikâye mi — bir şehir nasıl kendini yeniden icat ediyor? Benim de çocukluğumun geçtiği, petrol kokulu rıhtımlarda artık yelkenli yarışları izlerken, kuşların tepemde dalgalanan bayrak gibi süzüldüğünü görmek… Amaçlı mıydı? Evet. Akıllıca mı? Kesinlikle. Para mı kazandırıyor? 2023 rakamlarına göre Aberdeen’in yeşil enerji yatırımları yıllık $87 milyon civarında, yani balıkçılık limanlarını plaja çevirirken kimseye de acımasızca faturayı kesmeden yapmışlar.

\n\n

Gençler sokaklarda, çünkü küresel ısınma onlar için soyut bir kavram değil — 2022’de Don Nehri’nin taştığını 214 evin sular altında kaldığını hepimiz izledik. Ve bakın, yerel çiftçilerden “Değirmen ve Deniz” festivalinin yeni nesil organizatörlerine kadar hep beraber çamura saplanmadan ilerliyoruz. Mesela ben, geçen yaz Torry’deki bira bahçesinde karşılaştığım 19 yaşındaki Elif’e sordum: “Neden bu kadar uğraşıyorsun?” O da bana, “Hava daha kurak, balıklar azalıyor, ne yapacağız abi?” dedi. Cevapı zaten hepimizin心里的答案 gibiydi.

\n\n

Aberdeen environmental and climate news takip edenler bilir — bazen bürokrasi yorucu oluyor. Ama 2024’teki rüzgar çiftliği ihale şartnamesine baktığımda gülümsedim. Balıkçı loncalarından utterly last-minute gelen itirazlar da cabası. Acaba yeşil dönüşüm hepimizin kabullenmek zorunda olduğu bir şey mi, yoksa gerçekten bir seçenek? Şimdi bana kalırsa, Aberdeen’in hikayesi sadece endüstriyel bir kentten yeşil bir liderliğe geçiş değil — hepimizin gelecekte neler yapabileceğine dair bir prova.

Yani, siz ne dersiniz? Aberdeen’i taklit etmek mi, yoksa sadece izlemek mi yeter?


Yazar, bir içerik üreticisi, zaman zaman aşırı düşünen ve tam zamanlı kahve tutkunu biridir.